[Ana Sayfa ] [Siir][ Antoloji ][Genc K ] [Makale] [Deneme] [Oyku] [Fotograf] [Felsefe] [Forum][Tiyatro] [Sanat ] [Haber ] [Sinema ] [Kitap ] [Muzik] [Ziyaretci Defteri]


Hiçliğin Doruklarında Cioran

2 YORUM


Hiçliğin Doruklarında Cioran
Tebessüm, Sırıtma ve Farkındalık Üstüne
Derleme
BİLİM VE SANAT YAYINLARI / Felsefe Dizisi


"Gezegenin öğelerini ve geceyarılarını hiç sevmedim; sabırsızlıkla, saatlerin ve saatleri dolduran o korkunun olmadığı, iklimlerin olmadığı bir dünya bekledim; yılların ağırlığı altında ölümlülerin iç çekişlerinden nefret ettim. Amaçsız arzusuz an nerede? Ya düşüşlerin ve hayatın sezgisine kapalı olan o ilk münhallik nerede? Hiçliğin coğrafyasını, bilinmeyen denizleri ve verimli ışınların rezaletinden arınmış başka bir güneşi aradım; önermelerin ve adaların garkolacakları kuşkucu bir okyanus, bilgiden usanmış, uyuşturucu ve sakin, uçsuz bucaksız bir sıvı aradım."
E.M. Cioran


Abdülhak Şinasi Hisar

0 YORUM


Boğazıçı Yalıları
Anı
Abdülhak Şinasi Hisar
YAPI KREDİ YAYINLARI


Bütün yapıtları YKY tarafından yayımlanan Abdülhak Şinasi Hisar'ın iki kitabı daha yayımlandı: Boğaziçi Mehtapları ve Boğaziçi Yalıları. İstanbul'u dinlemek ve duymak için mutlaka okunması gereken bu iki kitap, İstanbul üzerine yazılmış sayılı şaheserlerden. Hisar, Boğaziçi'ni mevsim mevsim, saat saat yaşatmayı başarıyor; geçmiş zaman cennetinde görülen bir medeniyet rüyasına götürüyor okurunu.


Kurbağalar / Aristophanes

0 YORUM


Kurbağalar
Aristophanes
YABA YAYINLARI / Tiyatro Dizisi

Aristophanes, milattan önce beşinci yüzyılın ortalarında yaşamış eserleri günümüze ulaşan İlk Yunan komedya yazarıdır. Zamanın en büyük festivalleri olan Dionysos ve Lenaia festivalleri için yazdığı komedyalarla ün saldı. Otuzun üstünde oyun yazmıştır fakat bunların sadece on bir tanesi günümüze ulaşabilmiştir. Politika, din ve edebiyat konularında mizahi ve fantastik hicivli yaklaşımı, kuşkusuz derin inancının ve samimi yurtseverliğinin bir sonucudur. Buna rağmen Atina yasalarına karşı çıkma suçuyla birçok kez yargılanmıştır.

Kurbağalar Euripides'in ölümünden sonraki yıl, Aristophanes'in bu yazara atfettiği Yunan trajedisinin yıkılmasına yas tutulurken yazılmış ve ilk kez M.Ö.405'te Dionysos Festivali'nde oynanmıştır.




Eşsiz Olana Yakınlık
Çağdaş Şiirin Burçları
Ahmet Soysal
KANAT YAYINLARI / Deneme Dizisi

Ahmet Soysal, felsefi bir bakış altında, şiiri kavrama boyun eğdirmeden özgün bir şiir eleştirisi geliştirdi. Bu şekilde gerek dünya şiirinin gerekse Türkçe şiirin en zor örneklerini çözümledi. Soysal, Eşsiz Olana Yakınlık'ta Antonin Artaud, Ece Ayhan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Baudelaire, Rimbaud, Mallarmé, Yves Bonnefoy, Necip Fazıl'ın eserlerini incelediği kitabına, kendi düşüncesinin gelişiminin kaynağı olan yakınlıklarına dair yazılarını da aldı.

Eşsiz Olana Yakınlık, şiir eleştirisinin en önemli yapıtlarından biri.




Yargı Yetisinin Eleştirisi
Kritik der Urteilskraft
Immanuel Kant
İDEA YAYINEVİ / Felsefe Dizisi

Şimdi, bilgi yetileriimizin düzeninde Anlak ve Us arasında bir orta terim oluşturan Yargı Yetisinin de kendi için a priori ilkeler taşıyıp taşımadığı, bunların oluşturucu kmu yoksa yalnızca düzenleyici mi oldukları (ki bu son durumda kendileri için hiçbir alan göstermezler), ve bilgi yetisi ile istek arasındaki orta terim olarak haz ve hazsızlık duygusuna a priori bir kural verip vermedikleri (tıpkı anlığın o ilk yetiye ve Usun ise ikinciye a priori yasalar vermesi gibi) tüm bunlar bu Yargı Yetisinin Eleştirisi'nin ele alacağı noktalardır.


Reading Zindanı Balladı

0 YORUM


Reading Zindanı Balladı
Oscar Wilde
EPSİLON YAYINLARI / Şiir Dizisi

Krallık Muhafız Süvari Bölüğü (Mavi Birlik) askerlerinden Charles Thomas Wooldridge, yirmi üç yaşındaki karısı Laura Ellen Wooldridge'i boğazını keserek öldürür. 17 Haziran 1896 tarihinde mahkeme, Wooldridge'in 7 Temmuz Salı sabahı, saat 07.45 - 08.00 arası, asılarak idam edilmesine karar verir.

Oscar Wilde'ın "READİNG ZİNDANI BALLADI" adlı şiiri; bu cinayetin, o zamanın İngiliz kamuoyunda geniş tepki yaratan tartışmalarına öncülük yapmış, İngiltere'de cezaevlerinin yeniden düzenlenmesini, ceza uygulama sistemlerinin düzeltilmesini sağlayan yasaların çıkmasına da doğrudan katkısı olmuştur.

Bu kitapta; bir edebiyat başyapıtı olan READİNG ZİNDANI BALLADI'nın Özdemir Asaf tarafından yapılmış çevirisinin yanında; kitaba konu olan cinayetin öyküsünü, toplumsal etkilerini ve Oscar Wilde'ın yaşam öyküsünü bulacaksınız.


Madam Bovary / Gustave Flaubert

0 YORUM


Madame Bovary
Gustave Flaubert
İLETİŞİM YAYINLARI / Dünya Klasikleri Dizisi

Madame Bovary, Gustave Flaubert tarafından 19. yüzyılda yazılmış bir romandır.

Bir çok otorite tarafından ilk modern realist roman sayılan Madame Bovary ilk kez 1857 yılında basılmıştır. Yapıt döneminde büyük yankılar uyandırmış, kitabın tamamının basılması için Flaubert'in mahkemeye gitmesi gerekmiştir. Romantizmin idealist yaklaşımına bir tepki olarak ortaya çıkan roman, realizm akımının ilk ve en önemli örneklerindendir.

Kitap, iyi kalpli olmasına rağmen basit ve sıradan bir doktor olan Charles Bovary'nin, yüksek idealleri ve aşırı bir lüks tutkusu olan romantik karısı Emma Bovary'nin hayatının tekdüzeliğinden sıyrılmak için girdiği durumları ve yaşadığı çeşitli gayri meşru aşk ilişkilerini konu alır. Baş karakter Emma Bovary'nin sergilediği davranışlar ve zinaları, o dönemde şokla karşılanmış ve bu yüzden yazar Flaubert uzun yıllar boyu çeşitli negatif yorumlara ve suçlamalara maruz kalmıştır.

Gustave Flaubert'in beş yılda, iğneyle kuyu kazar gibi ve romanın tanımını kökünden değiştirme arzusuyla yazdığı Madame Bovary, sadece edebî değil, aynı zamanda kültürel bir dönüm noktasıdır. Çevrildiği bütün dillerde her yaş ve zevkten sayısız okuyucusunun başucu kitabı olmuş, Tolstoy'dan Halit Ziya'ya, Proust'tan Tanpınar'a, Walter Benjamin'den Saul Bellow'a birçok önemli yazarı derinden etkilemiştir. Ve etkisi hâlâ sürüyor. İnsan, hayat ve gerçeklik hakkındaki bu büyük kitabı, güçlü bir Flaubert biyografisine de imza atmış olan Geoffrey Wall'un önsözü ve Flaubert'in Papağanı’nın yazarı Julian Barnes'ın Madame Bovary’ye bambaşka bir gözle bakmamızı sağlayan sonsözüyle sunuyoruz.

"Emma Bovary denen kız hiç yaşamadı. Madame Bovary kitabı ise sonsuza dek yaşayacak."
Vladimir Nabokov

"Madame Bovary'nin olağanüstü tarafı, kahramanlarının, onları yaratan yapı ve üslup sayesinde, o dünyevi arzuları ve vatandaş dertleriyle sıradan insanlar olmalarına rağmen, bizi derinden etkileyebilmeleridir."
Mario Vargas Llosa

"Proust olmadan Joyce, Flaubert olmadan da Proust olamazdı."
Theodor W. Adorno


Haydar Ergülen / Düzyazı: 100 Yazı

0 YORUM


Düzyazı: 100 Yazı
Haydar Ergülen
MERKEZ KİTAPLAR

Dünyaya gelmenin pek çok yolu vardır. Örneğin ön kapıdan gelirsiniz. Kapıyı çalar ve ev sahibinin rehberliğini beklersiniz. Kendi keşif yollarınızı çıkarırsınız dünyada. Dünyaya bir hırsız gibi de girebilirsiniz. Gözden uzak pencerelerden birinden eve süzülür ve gözünüze kestirdiğinizi alır gidersiniz. Bir de bahçe kapısından girebilirsiniz dünyaya. Bir karşılayıcı yoktur. Bahçeyi tek başınıza keşfedersiniz. Çiçekleri, ağaçları, ancak ancak bir bahçeye has olabilecek kuytulukları görürsünüz. Evin içinde gizlenebilecekler, bahçede ayan beyandır. Haydar Ergülen, dünyaya bahçe kapısından gelenlerden. "Şiir Bahçesi" diyor. Ergülen bu bahçeye, dünyayı şiir üzerinden keşfediyor. Şiirin kuytuluklarında arıyor dünyanın gizemini, çünkü şiir bahçesi, en görünmezlerini yalnızca birbiri ardına okumak, bu şiir bahçesinde soluksuz bir yolculuk yapmaya benziyor



İslam’ın Mistik Şehidi Hallac - ı Mansur’un Çilesi, 1. Cilt
Massignon, M. Louis
Ardıç Yayınları



Bu büyük eser, günümüzde İslâm tetkiklerinde görülen yenilenme hareketinin en yüksek tanıklıklarından biridir. 1922'de iki cilt halinde yayımlanmış ve alanında bir çığır açmıştır. Fakat eser kısa sürede tükendiğinden, gerek Batıda gerek Doğuda birçok bilim adamı yeniden yayımlanmasını ısrarla istemekteydiler.
Loııis Massignon bu yeni edisyonu hazırlamak için ölümüne (1962) dek aralıksız çalıştı. Karakterinin doğal özellikleri olan bilimsel nesnelliği ve konusuna duyduğu derin entelektüel sempatiyle, Hallac'ın yaşadığı ve öldüğü Bağdat çevresini gittikçe daha geniş ve derin biçimde tanımaya, bu çevrenin manevi olduğu kadar toplumsal yapı ve düzenini de kavramaya çalışıyordu. Böylece bize eski metnin kökten yenilenmesi denebilecek nitelikte, son derece özenle çalışılmış ve ayrıntılı bir müsveddeler bütünü bıraktı. İnstitut üyesi Henri Laoust ve M. Louis Gardet'nin başkanlığında kalabalık bir bilim ekibi de, bu malzemeye dayanarak, bu dört ciltlik tamamen yeni edisyonu hazırladı.
İlk iki ciltte, IX. ve X. yüzyıllardaki büyük Abbasi hümanizmi döneminde, halkın, devlet memurlarının ve sarayın somut yaşam koşulları; Hallac'ın hayatı, yargılanması ve ölümünün (922) bu ortamda yüklendiği anlam; mistik ermişin dost ve düşmanlarının olay karşısında aldıkları tavır ve tutumlarla birlikte Bağdat şehrinin, ve Hallac'ın çağlar boyunca gâh saldırılan gâh benimsenen nüfuz ve etkisinin kapsamlı ve etkileyici bir tablosunu bulacaksınız. Üçüncü cilt, vaktiyle Müslüman-Arap düşüncesinin en ileri atılımlarına kılavuzluk etmiş olan ve Hallaç öğretisinin bütün derinliğiyle ortaya konabilmesi için de bilinmesi şart olan büyük 'dogmatik' ve 'mistik' temaların derlenip sentezlenmesini konu ediniyor. Dördüncü cilt ise bütünüyle tablolara, dizinlere, kaynakçalara ve bu anıtsal edisyon için zaruri olan diğer tamamlayıcı verilere ayrılmıştır. (Arka kapaktan)


Biri Totalitarizm mi Dedi / Zizek

0 YORUM

Yazar: Zizek
Kitabın Adı: Biri Totalitarizm mi Dedi
Yayınevi: Epos Yayınları
Basım Tarihi : Haziran 2006

Bu kitapta okur, ‘totalitarizm’ hayaletinin hala ortalıkta gezindiği konusunda uyarılmaktadır.

“Solun, liberal demokrasinin (‘demokrasi’ ‘totalitarizm’e karşı vs.) temel koordinatlarını kabullenişi ve şimdi de kendi (karşı) konumunu bu uzam içinde yeniden tanımlamaya çalışması solun kuramsal hezimetinin en açık işaretidir. Kayda değer nokta, hegemonik liberalizme karşı önde gelen ‘eleştirel’ felsefi tepkinin, yani postmodern yapısökümcü sol tepkinin, ‘totalitarizm’ kategorisine bel bağlamasıdır.

Bu durumda yapılması gereken ilk şey, solun da kabullenmiş olduğu bu liberal tabulara korkusuzca tecavüz etmektir: ‘anti-demokratiklikle’, ‘totalitarist’ olmakla suçlanıyorsak ne olmuş yani?..

Totalitarizm bütün kariyeri boyunca, ‘serbest radikalleri’ ehlileştirmek, liberal-demokratik hegemonyayı garantilemek, Sağcı Faşist diktatörlüğün ikizi olan liberal demokrasinin Solcu eleştirisinden vazgeçmek gibi karmaşık bir operasyonu sürdürebilmeyi başaran ideolojik bir nosyon olagelmiştir... ‘Totalitarizmi’ alt kategorilere bölmek de ‘Faşist ve Komünist’ çeşitlemeler arasındaki farkı vurgulamak için yararsız bir çabadır:’totalitarizm’ nosyonu bir kez kabul edildi mi, artık liberal-demokratik ufkun içindesiniz demektir. Konformist liberal seciyesizler (geçmişteki) katliamların dehşetini nihai öcü olarak utanç verici bir şantaj unsuru biçiminde kullanıp varolan düzeni savunurken, kendilerine iki yüzlü bir tatmin bulurlar: Çürümüşlüğün, sömürünün ve bu gibi şeylerin diz boyu olduğunu bilen (Konformist liberal seciyesizler) gidişatı değiştirmek için bulunacak her girişimi, ‘totalitarizm’ hayaletine verilen bir hayat öpücüğü ile ahlaki olarak tehlikeli ve kabul edilemez olduğu ilan edilerek reddedilir.

Bu kitap totalitarizm nosyonunun tarihinin sistematik sunumlarına bir tane daha eklemek amacını gütmüyor.

Bu kitap, ‘totalitarizm’ nosyonunun bırakın etkili bir kuramsal kavram olmayı, aslında bir tür kıytırık mazeret olduğunun ifade edilme çabasıdır: ‘Totalitarizm’ nosyonu bizleri düşünmeye sevk etmez, tam tersine bizleri kendi tanımladığı tarihsel gerçeklikle ilgili yeni bir iç görü edinmeye zorlar ve hatta düşünme zahmetinden kurtarır ya da hatta düşünmemizi aktif bir biçimde önler. Bu kitap sabırsız okura ‘totalitarizmin’, daha en başından beri, hep ve hala neden kıytırık olduğunu açıklamaktadır.”




Kabuk Adam / Aslı Erdoğan

0 YORUM

Yazar: Aslı Erdoğan
Kitap: Kabuk Adam
Yayınevi: Everest

Dünya okurlarınca “geleceğe kalacak elli yazar” arasında sayılan Aslı Erdoğan’ın sayılan Aslı Erdoğan’ın yayımlandığı günden bugüne değerini ve yerini hiç kaybetmemiş ilk romanı: Kabuk Adam. Türk edebiyatında olduğu kadar dünya edebiyatında da yeni bir yazarın doğuşuna tanıklık eden bir kitap. Şık olmakla cinayet işlemek arasındaki o çok ince çizginin öyküsü.


Eleştirmenin Günlüğü / Naim Dilmener

0 YORUM

Yazar : Naim Dilmener
Kitabın İsmi: Eleştirmenin Günlüğü
Yayın: Everest
Pop müziği ve kültürünü bize yeniden sevdiren, daha doğrusu bu gizli sevgimizden duyduğumuz utancı üstümüzden atmamıza en çok yardımı dokunan kişi Naim Dilmener kuşkusuz.
Naim Dilemner’in bu günlüklerinde bir eleştirmenin titizliğini, bir dinleyicinin hoşgörülü sevgisini, bir hınzırın acımasız bakışını bir arada göreceksiniz.
Müzik duygularınızı yeniden keşfetmeye çıkmalısınız...


Kitabım Çıktı Alınmayın / Hüseyin Akın

0 YORUM

Kitabım Çıktı Alınmayın/ Hüseyin Akın
Lamure Yayınları
Deneme

Duygu ve düşünceler belli bir yere kadar serazat dolaşır, söz çerçilerinin dillerinde kabul görmenin serinliğini yaşarlar. Paranteze sığınmaları ya da tırnak içerisine alınmaları geçici bir sığınak rahatlığı verse de fikirler menkul durumlarını bir telif ve imza altında gayrimenkule (taşınmazlık) dönüştürmek isterler.
Düşünceden sadır olan her fikrin taşınabilir bir niteliği vardır. Bu seyyar nitelik yazılan ve söylenen şeye nokta koymayı zorlaştırırken, aynı zamanda fikrin uçuculuğunu da kolaylaştırır. İnsanlar gibi duygu ve düşüncelerin de taban ile tavan arası bir mukayyetlikle kayıt altına alınması, yani "ev sahibi" kılınması gerekir. Cümlesini doğru kurmayı başarmış her insanın doğal ve bir o kadar da masum arzusudur özgün fikre bir çatı çatabilmek.
Kendimizi sözün gelişigüzelliğine vurup konuşurken, her kelime etrafa saçılmış ifade yığını gibidir. Cümleler gittikleri yere bizi beraberlerinde götürmezler. Onları bizim kılan şey, iyi kurulduklarından emin olduktan sonra, ileri bir tarih için kayıt altına almaktır. Bu ileri tarih, yeryüzünden varlığımızın çekilip yerine cümlemizin ikâme edildiği tarihtir.
İnsan bir yaşamışlıklar ırmağının parçasıdır. Yazgıyı ve yazıyı yaşama dönüştürür. Güzel ve doğru yazan okunaklı bir kalemin ürünüdür. Zaman insana kendi serüvenini birebir notlandıracak imkânı vermez. Zira yazılmışı yeniden yazmak cüretidir bu. Düşünceyi göz hapsine almaktır. Gerçek, bütün mahcubiyet ve zayıf yanlarıyla havalanmaya müsait fikrin içerisinden bu kez kağıda düşmüştür. Kanatları koparılmış gerçeklikle söz sahibi kişi (yazar) dilediği gibi oynar.
Havalanan fikir, kağıda düşmeye görsün bir kez, uçma yetenek ve kudretini yitirerek kişiye özgü haline gelip evcilleşir. Üzerinde kalem oynattıkça başka yerlere ait taraflarını da yitirir ve içi sahibinin nefesiyle doldurulmuş bir esere dönüşür. Bütün kitaplarda yazarı tarafından gizliden gizliye işlenen bir suç vardır. Bu, mekânı belki de âmak ya da âfak olan bir fikir ya da düşünceyi ait olduğu evrensel yerinden indirerek kendimize masa süsü yapma suçudur.
Duygu ve düşünce, olduğu ve durduğu yerde daha muhkem ve daha güzelken yazar denilen modern zamanların söz dizicisi tarafından, telif etmek yerine, mevcut bütünlüğünden koparılıp adeta özel ve kişisel bir göğe mahsus kılınmıştır. Onun için her yazar bir başka yazarı yazar.
Belki de onun için gökyüzünü çalışma odasına sığdırır gibi hayatı sayfalara sığdırmaya kalkar ve yaptığı şeyi anlatacak yüzü kolay kolay bulamaz kendinde. Kendi eserini başkasının takdir edip dikkate alması yazara söz konusu suçu dolaylı itiraf imkânı sağlar. O'nun yaptığı basit bir tabiattan bir aparma ve intihal değil, tabiattan apardığını bozup değiştirerek kendisine aitmiş süsü verip tabiata yutturmaya kalkmasıdır.
Çıkan her kitap sonunda, sevinç yerine duyulan burukluğun ve üstüne üstlük kitaba dahil olanın bir daha geriye iade edilmez oluşunun doğurduğu çaresizliğin yazarı yazdığı kitaplar konusunda sessiz ve ketum bırakan bir yanı var. Yığınlar onun için bu kadar sessiz ve okuyucu bu yüzden fazlasıyla alıngan.
Keşke sessizliğe rağmen ilk parantez açılmasaydı ve şerh düşülmeseydi göğe. Keşke her şey gök boşluğunda asılı bir hayret olarak kalsaydı!


İnfaza Çağrı / Vladimir Nabokov

0 YORUM

"Hapishane sakinlerinin görkemli kır manzaraları, dostlarla gezintiler, aile sofraları ve... cinsel ilişki gibi içerikleri tutukluluk durumu ve statüsüyle bağdaşmayan gece düşleri görmeleri durumunda bunları anında bastırmaları..."Gizliliğin, dolayısıyla bireyselliğin olmadığı bir saydamlar ülkesinde saydamsızlığı savunun Cincinnatus düş kurmanın bile yasak olduğu bir hapishanede tek mahkûm olarak idam edileceği günü beklemektedir...Dünya'nın sayılı üslupçu yazarlarından olan Nabokov, İnfaza Çağrı'da insanların "ölüm" karşısında ne ölçüde acımasız, duyarsız olduklarını -yine, bütün üslupçuluğunu sergileyerek- anlatır.Nabokov'a göre İnfaza Çağrı "boşlukta bir kemandır..." : Dünyevi kişiler onu göz boyamacılık olarak değerlendirecekler; yaşlı beyler ellerinden attıkları gibi yeniden yöresel serüvenlere ve ünlülerin yaşam öykülerine gömülecekler; dernekçi hanımların içleri titremeyecek; Viyanalı büyücü doktorun yandaşları burun kıvıracaklar; ancak yine de coşkuyla yerinden sıçrayıp saçları diken diken olan birkaç okur çıkacaktır.
"Nabokov'un romanı, okura giderek Bindokuzyüzseksendört türü bir karşı-ütopyayı anıştırmaktadır. Yazarımız bu tür karşılaştırmaları sevmese de, romandaki dünya, Bunuel'in abartılı ve gerçeküstü filmlerindeki gibi her şeyin değer ve yer değişimine uğradığı bir dünyadır. Romanın tüm çarpıcılığı da bu değişimi şaşkın, acı çeken, korkan ama, direnen bir ruhun ışığında bize aktarmasından kaynaklanmaktadır. Nabokov, bireyselliğini ifade etmekten suçlu bulunan kahramanı Cincinnatus C. aracılığıyla, infazı seyretmekte olan okur ve insan kalabalığına suç ortaklığı ve oyunbozanlık önermektedir. Bence bu öneri düşünmeye değer." Pelin Başçı / Birikim "İnfaza Çağrı, insanların öldürme sevgisini, öldürülecek olana karşı duyarsızlığını, düzen-cellat-kurban ilişkisi içinde yansıtıyor."Tunca Arslan / 2000'e Doğru
- İnfaza Çağrı[Invitation to A Beheading/Priglaşenyi Na Kazn], Vladimir Nabokov, çev.: Seniha Akar, 142 sayfa, 1989.




Slavoj Zizek

Kırılgan Temas

Slavoj Zizek'ten Seçme Yazılar

Çeviri: Tuncay Birkan
Hazırlayan: Tuncay Birkan, Bülent Somay
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen, Emine Bora

Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Ekim 2002
2. Basım: Mayıs 2006


Günümüz solunun, "varolan sosyalizm" denilen şeyin sona ermesinden beri aralıksız ve saplantılı bir biçimde sürdürdüğü arayışın en iyi ifadelerinden biri Slavoj Zizek. Onun, Marksizmin Aydınlanma düşüncesindeki ve Hegel'deki felsefi temellerinden kalkarak psikanalize ve 20. Yüzyıl sosyalizminin sorunlarına uzanan arayışlarının belli başlı köşe taşlarını biraraya getirmeye çalıştık bu seçkide. Kaybolduğu iddia edilen öznenin maceralarından ulus-devletin kaderine, günümüzde ideolojilerin işleme biçiminden siberuzaya, şövalye aşkından11 Eylül saldırısına kadar uzanan çetrefil siyasi ve kültürel sorunlarla, kendine özgü meraklı ve alaycı diliyle hesaplaşıyor Zizek.
Kitabın çevirisi, böyle zor bir işin altından kalkabilecek az sayıda çevirmenden biri olan Tuncay Birkan'a ait.

İÇİNDEKİLER

Sunuş, Bülent Somay
Kırılgan Temas: Türkçe Basıma Önsöz
Öznenin Bir Nedeni Var mıdır?
İdeoloji Hayaleti
"Düşünen Şey": Noir Öznesinin Kantçı Arka Planı
Şövalye Aşkı ya da Şey Olarak Kadın
Siyasi Bir Kategori Olarak Fantazi: Lacancı Bir Yaklaşım
Sibermekân ya da Varolmanın Dayanılmaz Kapanımı
Milletinin Keyfini Çıkar, Kendinmiş Gibi
Çokkültürcülük ya da Çokuluslu Kapitalizmin Kültürel Mantığı
Gerçeğin Çölüne Hoşgeldiniz!
Sözlük


Çalgın / Yücel Kayıran

0 YORUM


Yücel Kayıran
Çalgın

Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mayıs 2006

“Çalgın nazar kelimesiyle bağlantılı bir kelime. Nazar bilindiği gibi bakış demek. Nazar değmesi ifadesi, ötekinin bakışı altına kalmak anlamına gelir. Öteki öyle bakar ki, bakışıyla sanki ruhumuzdan bir parça alır. Dolayısıyla 'çalgın', ötekinin bakışıyla ruhundan parça alınan ve ruhundan çalınan parçanın peşinde dolaşıp duran kişi demek. Bir üryan halde olma biçimi. Aşk durumunda olma hali.. Bu hallerin şiirlerinden oluşuyor Çalgın.”
Çalgın, Yücel Kayıran’ın üçüncü kitabı. 1998-2006 yılları arasında yazılmış otuz altı şiiri bir araya getiriyor.



Ludwig Wittgenstein / Tractatus Logico-Philosophicus
Özgün adı: Tractatus Logico-Philosophicus
Çeviri: Oruç Aruoba
Kapak ve Kitap Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mart 1985, BSF Yayınları
4. Basım: Mart 2006

“Bu kitabı belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri—ya da benzer düşünceleri—kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak.—Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak.
Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve—sanıyorum—gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır. Kitabın bütün anlamı, şuna benzer bir sözde toplanabilir : Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir ; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı.
Kitap böylece, düşünmeye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok—düşünmeye değil, düşüncelerin dilegetirilişine : Çünkü düşünmeye bir sınır çizmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (yani düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi).
Sınır, öyleyse, yalnızca dilin içinde çizilebilecektir, ve sınırın ötesinde kalan da, düpedüz saçma olacaktır.” —Ludwig Wittgenstein.
Tractatus’un 1933’te son biçimini almış Routledge basımı Almanca metninin tıpkıbasımı ile Oruç Aruoba’nın Türkçe çevirisi yer alıyor kitapta. Bu Metis baskısı kitabın dördüncü basımı. Tractatus’un yanı sıra, bakışımlı, karşılaştırmalı bir okuma sağlayabilmek için Wittgenstein’ın sonraki döneminin ürünü olan Felsefi Soruşturmalar’ı da yeni bir Türkçe çeviriyle yayımlayacağız.

METİS KİTAP


SON EKLENENLER
ARSIV
  • Enis Batur
  • Felsefe Notlari
  • Borges Defteri
  • Şimdiye kadar

    Los Angeles Probate Lawyer
    kişi ziyaret etmiştir.

    ATOM 0.3